Çamurdan ateşe çini I Olmak için pişmek gerek !

Toprak ana, doğadaki her şeye can vermiş. Can damarlarıyla beslemiş, canlı cansız olan her ne varsa. Cömertçe kendinden olanı katmış: demir, çinko, kalay, magnezyum…. Özümüz, hamurumuz, parçası olmuş toprağın. Toprak, özünden gelen özel çamurla çiniye de ruhunu üflemiş… Çini, tarih boyunca güzelliği ve asaleti ile süslemiş her yeri. Ham iken pişmiş, şekillenmiş, boyanmış, süslenmiş, olmadı tekrar pişmiş ve ışıl ışıl çıkmış meydanlara. Toprakla başlayan bu muhteşem ürünün hikâyesi, alın teri ve usta ellerin emekleriyle yıllarca yaşayan bir efsaneye dönüşmüş.

Çiniyi hissetmek, anlamak için ona dokunmalı önce. Gözlerinizi kapatıp dokunun bir kez. Nasıl da camsı, pürüzsüz, kaygan, hafif soğuk olduğunu ve yer yer desen kabartılarıyla hareketlendiğini hissedersiniz.  Gözlerinizi açtığınızda ise bir renk patlaması ve etkileyici kompozisyonu ile kendi dünyasına çeker sizi. Hayran olmamak elde değildir.

Bir çini eserin hikâyesi oldukça uzundur

Hakkında birçok rivayet olsa da, bu ışıltılı ürünlerin “çini” olarak adlandırılmasının sebebi Çin porseleninin beyazlığını anımsatmasıdır. “Geleneksel Türk Sanatları”ndan olan çini ona dokunan ustanın ruhunun ve gönlünün aynasıdır aynı zamanda. Tabiattan ilham alan bu sanat, incelik ve zarafetiyle bir zevkin ve kültürün eseridir. Anadolu Selçuklu Döneminde kullanılmaya başlayan çini sanatı, teknikleri ve çeşitli kullanım alanlarıyla Osmanlı Döneminde de devam etmiş, günlük ev eşyaları yanı sıra cami, medrese, türbelerin mimari süslemelerin de önemli bir yere sahip olmuştur.

Bir çini eserin hikâyesi oldukça uzundur. Nihai sona gelinceye kadar, her aşamada, ustasının elinin ve gönlünün dokunuşuyla yoğrularak yol alır. Hikâyesi öylesine insana benzer ki: Olması, olgunlaşması için onun da pişmesi gerek, tıpkı insanoğlu gibi.

Her aşamasında özel ustalık ve ekipman gerektiren bu sanata özgü bir çini eseri tamamen ev koşullarında yapmak nerdeyse imkansızdır.

Hamuruna bakmak, tanımak gerek önce

Doğadaki çeşitli malzemelerin harmanlanmasıyla oluşur özündeki çamuru. Bünyesinde kum, esneklik veren kil, beyazlık veren kaolen gibi malzemeler ihtiva eder. Çini hamuru, ustaları tarafından reçeteye göre hazırlanır, malzemeler ölçüleriyle kullanılır.

Şekillendirme aşaması

Kâse, tabak gibi formlar alçı kalıplara dökülerek üretilir. Üç boyutlu formlar (vazo, bardak, ibrik vb.) ustaları tarafından tornada çekilerek biçimlendirilir. Tornada şekil verme özel bir ustalık, el becerisi ve tecrübe gerektirir. Bu işe yıllarını veren zanaatkârlar vardır. Şekillendirilen mamullerin yüzeyi astarlanarak kurumaya bırakılır. Astar, bir tür çamur olup ürünün beyaz, pürüzsüz ve düzgün görünmesini sağlar. Astarlanan mamul 1000 derecede ateşle buluşarak 24 saatin sonunda pişirim tamamlanır. Böylece mamul yeni bir isim alır: “bisküvi”.

Dekorlama aşaması

Bisküviler envaı motif ve desenlerle canlanır. Önce motifin kenar çizgileri fırçayla çizilir yani tahriri çekilir. Desenin yüksek ısıya dayanıklı boyalarla tekniğine uygun boyanması ile objeler şenlenir.

Nasıl dekorlama yapıyoruz?

Ev koşullarında en rahat yapabileceğimiz dekorlama aşamasıdır. Bu aşamayı, okuduğum kaynaklardaki bilgileri ve çini kursundaki ustalarımdan öğrendiklerimi harmanlayarak paylaşacağım.

Büsküvi seçimi: Tabak, pano gibi formların yanı sıra çeşm-i bülbül, vazo, biblo tarzında üç boyutlu formlar da seçilebilir. Seçilen bisküvide astarlama hatasının olmamasına, çatlaksız, defosuz olmasına ve yağ lekesi bulunmamasına özen gösterilir.

Desenin objeye aktarılması: Klasik veya özgün motifler seçilerek başlanır. Elinizdeki objeye göre en uygun deseni seçmek için araştırma yaparsınız. Heyecan ve şevkle seçilen desen bisküviye aktarılmadan önce bisküvinin yüzeyi hassas bir şekilde zımparalanarak pürüzsüz hale getirilir. Kalıntılar nemli bir bezle silinerek kuruması beklenir.

Seçilen desen parşömen kağıdının altına konularak, iğne ile çizgilerinden tek tek delinir. Böylece elimizde defalarca kullanabileceğimiz bir şablon elde etmiş oluruz.

İyice inceltilmiş meşe kömürü tozu ince bir penye kumaşın içine konur. Bohça şekli verilerek ağzı sıkıca bağlanır. İğnelenmiş desenin bulunduğu parşömen kâğıdı, bisküvinin üzerine yerleştirilir ve kömür tozunun bulunduğu bohça parşömenin üzerinde gezdirilerek desen objeye aktarılır. Bu esnada deseni kaydırmamaya dikkat edilir.

Tahrirleme

Seçilen fırçalar ve tahrir boyasıyla, tekniğine uygun yapılan tahrirleme, esere derinlik ve ayrı bir güzellik katar. Tahrirleme ayrı bir ustalık işidir. Bu konuda uzmanlaşmış kişilere tahrirci deniyor.

Çinide ancak nüanslı tahrir çektiğimizde motiflere boyut kazandırabiliyoruz. Nüanslı ve tekniğine uygun tahrir çekmek, çok çalışmayı ve sabırla alıştırma yapmayı gerektiriyor. Serçe parmağını bisküvi üzerine sabitleyip fırçayı dik tutarak kendimize doğru çekerek bırakıyoruz. İnce çizgi ile başlayarak kalınlaştırıp, ince çizgiyle motifi sonlandırdığımızda nüanslı çizebiliyoruz.

Tahrir çekmezsek olur mu? Gerçekten tekniğine uygun tahrir çekmek başlangıçta inanılmaz zor geliyor. Tahrir çekmeden olmaz mı sorusu aklımıza gelmiyor değil. Fakat tahrir, nüanslı çizimiyle klasik çini sanatının vazgeçilmezi olduğu gibi boyama esnasında boyanın motifin sınırlarından taşmasını da önlüyor.

Tahrirleme sırasında suyla sık sık fırça temizliği yapmaya, fırçaya yeterince boya almaya dikkat etmeli. Boyayı, fırçanın ucunu yuvarlatarak aldığımızda hem fırçanın ucunu inceltmiş, hem de fazla boyayı süzdürmüş oluyoruz.

Tahrir boyasını su ile hazırlanır. Kıvamı ne çok akışkan ne de macun gibi olmalıdır. Bir çini bisküvisine deneme yapılabilir. Tahrir için çok çeşitli fırçalar bulunmaktadır. Kurs eğitmenlerimiz tahrir için bize, 3-4 numara samur fırça önerisinde bulundular. Tahrir fırçasının ucu boyayı alırken inceltilebilmeli, çatallaşmamalı ve suyu içine alabilmelidir.

Tahrirleme sırasında hata yaptıysanız korkmayın. Düzeltilebilir. Bunun için jilet ya da hamur silgi kullanabilirsiniz.

Boyama

Tahrirleme bitince sıra boyamaya gelir. Boyamada düz boyama, darbeli (dımdık) boyama, havalı boyama teknikleri kullanılıyor. Samur veya kıl fırçalar kullanılarak seçilen renklerde boyama yapılır. Boyamada daha çok dımdık fırça denilen, eşek kılından yapılmış boyayı içine yoğun olarak çeken fırçalar kullanılır.

Boyamada, oksitli boyaların belli miktarlarda su ile sulandırılmasıyla açık veya koyu tonlar elde edilir. Kullanılan rengin özelliğine göre doğru oranda sulandırma yaparak boyadığınız zaman, fırın sonrası da harika sonuçlar alınır. Renklerin fırın sonrası nasıl çıkacağını merak ediyorsanız eğer, kendinize bir renk paleti hazırlayabilirsiniz. Tüm renkleri kullanmadığınız bir çini bisküvisine farklı tonlarda sürüp pişirim sonrası kendinize rehber olarak kullanabilirsiniz. Boyama sırasında her kullanımda fırçayla boyayı karıştırarak fırçamıza alırsak ton farklılıklarını da engellemiş oluruz.

Boyamada zemin ve motifler için ayrı renkler kullanılır. Boyalar çok yoğun ya da aşırı sulu değil, boyamayı kolaylaştıracak akışkanlıkta hazırlanmalıdır. Ton ayarlaması için boya veya su ilave edilir. Koyu renkten açığa doğru gidilerek boyama yapılır. Boyamada fırçayı yüzeye sürerek değil, fırçanın ucundaki boya damlasını taşıyarak boyama yapılırsa hatasız sonuçlar elde ediliyor. Boyama sırasında yapılan hatalar hamur silgi ile kolaylıkla silinebilir.

Sırlama ve fırınlama aşaması

Özenle bezediğiniz, yüreğinizle ortaya koyduğunuz emek ve çabanın sonunda en heyecan verici aşama, ürününüzün astarlanarak fırınlanmasıdır. Ürünler fırınlarda pişirilmeden önce sırça denilen boza kıvamındaki sıvıyla kaplanarak sırlanıyor. Sırlama işleminde sırçanın hazırlanması, karıştırılması, boza kıvamına gelmesi, kıvamının ve akışkanlığının ayarlanması ayrı bir emek, maharet ve özen ister. Sırlamada renkli ve ya şeffaf sırlar tercih edilmektedir. Uygun kıvamda ve doğru teknikle yapılmayan sırlama göz nurunuzu dökerek bin bir emekle boyadığınız objenin fırın sonrası renklerinin beklenen gibi çıkmaması, renklerin akması, motiflerde kaymaların oluşması gibi kötü sürprizlere sebep olabilmektedir.

Fırınlama yüksek dereceli fırınlarda boyanın ateşle lebe leb buluşmasıdır. Sırlama sonrası 900 derecede pişirilen ürünlerin 21 saatin sonunda fırınlaması tamamlanır.  Sırlanan ürün cam gibi parlak ve pürüzsüz olur, renkler kat be kat canlanır. Eseriniz boyadığınız gibi fırından çıkmışsa ne mutlu size. Gözünüz aydın! Eserinizi, hassasiyetle, adeta yeni doğan bir bebeği alır gibi dikkatlice avuçlarınız içinde tutar ve seversiniz.

Hobi olarak çıktığım bu yolda, çini sanatı, beni iyileştirerek, kendine özgü felsefesiyle hayata başka bir bakış açısıyla bakmamı sağladı. Çini dünyasının açılan kapılarının ardında sürekli okumayı, öğrenmeyi, çok çalışmayı, kendini sürekli geliştirmeyi ve ustalarını takip etmeyi gerektiren engin bir yol var. Bu yolun daimi yolcusu olmak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir