Güle Güle 2020

Her yeni yıl büyük umutlar, güzel dilekler ve beklentilerle karşılanır. Her yeni yılda da  “aslında şansım yok”, “bana çıkmaz” gibi düşüncelere kapılsak da yine kendimizi bir şans bileti almaktan alıkoyamayız. Bizim için o şans bileti yeni ve güzel bir hayat yolculuğunun ilk adımı gibidir. Üzerine umutlar, hayaller, planlar inşa ederiz. Bize çıktığını varsayarak oturur aile boyu yapacaklarımızı sıralarız. Hatta birbirimizin fikrini beğenmeyip yapabileceklerimizi yarıştırırız.

Çocuklar: “İstediğim arabayı alırız, yurt dışı eğitimimi de yapabilirim”; anne babalar: “Önce bir gezelim, hep çalıştık şimdi de gezme zamanı; gemiyle dünya turu en büyük hayalim”, “bir de çocuklara iş kurarız olmadı gayrimenkul alır hayatı garanti altına alırız”, “ihtiyaç sahiplerini de unutmayalım, bağış yaparız” gibi, daha neler neler…

Bugünleri yaşayacağımızı bilseydik 2020 yılı için dileğimiz sadece, önce ve her zaman sağlık olurdu sanırım. Şimdi filmi geri saralım. Aralık 2019’un son günlerine… Ailemizle ya da arkadaşlarımızla yeni yılı beklerden konusu mutlaka geçmiştir; televizyon ya da internette Çin’de bulaşıcı hastalıkla boğuşan insanların durumu, çok kısa sürede hastanelerin yapıldığı, karantina tedbirleriyle ilgili görüntüler. Belki çoğumuza bu durum sadece onların sorunu gibi gelmişti. Çünkü kendimizce normalimiz hala devam ediyordu ve özgürdük.

Fakat o günler sizce de oldukça yorucu olmaya başlamamış mıydı? İnsan olarak aceleci, sabırsız, hız ve sadece hedef odaklı olup o kadar yoğunduk ki birbirimizi değil anlamak yüz yüze bakarak iletişim kurmaya bile vaktimiz yoktu. Satın alarak, tüketmekten keyif alarak hayatımızı anlamlandırmaya odaklanmıştık. Zamanımızın çoğunu AVMlerde ya da koşturma içinde geçirerek sevdiklerimize zaman ayırmayı unutmuş, kalabalıklar arasında iyice yalnızlaşmıştık. Betonların içine gömülmüş hayatlarımızı yaşarken bizden başka insanların, hayvanların, bitkilerin var olduğunu doğanın bir parçası olduğumuzu sanki unutmuştuk.

Şimdi ise dünyanın neredeyse her köşesinde bu hastalıkla boğuşuyor insanlar. Hayatımız yavaşladı. Öğrendiğimizin dışında bir yaşam sürümeye başladık. Ezberlerimiz bozuldu. Doğduğumuzdan beri öğrendiğimiz davranışsal kalıplarımız, sosyal öğretilerimizle birlikte ihtiyaçlarımızın sıralaması değişirken, sorunlarımızı çözme yöntemlerimizi ve tercihlerimizi tekrar gözden geçirmek zorunda kaldık.

Sevdiğimiz insanlara dokunamaz sarılamaz olduk; en yakınlarımızın cenazelerine bile katılamıyor, onlara son yolculuklarında son görevimizi yerine getiremiyoruz. Alıştığımızın dışında hareket etmek zorunda kalarak yüreğimiz acırken, bir tarafta hissedilen çelişkili duygular ve suçluluk, diğer tarafta “olması gereken bu” düşüncesiyle kendimizi ve sevdiklerimizi koruduğumuz gerçeği bizi biraz olsun rahatlatıyor.

İş hayatlarımız değişti. Bazı işyerleri kapanırken, uzaktan eğitim, esnek ve uzaktan çalışma modeliyle tanıştık. Bilgi teknolojilerini daha fazla kullanmak zorunda kaldık. Önem, öncelikler, her şeyin anlamı değişti. Evde daha fazla zaman geçirmek zorunda kaldık.

Gençlerimizin ve çocuklarımızın hayatı da değişti. Hayatı yaşayarak öğrenme, kişisel ve sosyal gelişim açısından son derece önemli olduğu aşikâr. Fakat çocuklarımız, yaşıtlarıyla oyun oynarken paylaşmayı, tartıştıktan sonra uzlaşmayı öğreneceği, arkadaşlık duygularını pekiştireceği, sevmeyi sevilmeyi yaşayarak öğreneceği bu yaşlarda kısıtlı olarak hayata dâhil olabiliyorlar. Evde ekran karşısında öğrenmeye ve büyümeye çalışıyorlar. Gençlerimiz ise yetişkinliğe dair provalarını yapmaları gereken dönemi, öğrenemedikleri ve tecrübe edemediklerini, eksik kaldıklarını tamamlama umuduyla günlerini geçiriyor. Yaşlılarımız da hastalıktan korunmak için kendilerini yalıtarak büyük fedâkarlık içindeler. Aslında hepimiz için yaşayamadıklarımızın biriktiği bir yıl oldu 2020. Oysa ne umutlarımız vardı…

Diğer yandan farklı deneyimlerimiz ve tercihlerimiz oldu. Örneğin karantina günlerinde evde çocuklarıyla ve sevdikleriyle ekmek yapmayı denemeyen kalmadı gibi. Ulaşım tercihlerimize yenileri dâhil oldu. Bisiklet kullananların sayısı arttı. Zamanımızı şehirden uzak, doğanın koynunda geçirebileceğimizi hatırladık. Kamp yapmanın tadına vardık. Hayatlarımız sadeleşti. Yeni hobiler ve uğraş alanları keşfettik.

Saksıda dahi olsa kendi sebzemizi yetiştirmeyi denedik.  Birçoğumuz evcil hayvan sahiplendi; kedi, köpek ya da kuş… Sevgimizi onlarla da paylaştık.

Alıştığımız hayat tarzının dışına çıktıkça, sıkışıp kaldıkça insan olarak özümüzü yaşamaya başladık. Doğamızda var olan fakat unutulan yönlerimizi tekrar keşfettik. Sevdiklerimizle zaman geçirdikçe zevklerimiz kesişir oldu ve yeni yeni paylaşım alanları doğdu. Birlikte zaman geçirmekten daha fazla hoşlanmaya başladık.

Büyük fedakârlıklar gördük. Sağlık çalışanlarının nasıl da cansiparane mücadele ettiklerini, evlatlarından, ana babalarından ayrı kalarak ömürleri boyunca bir daha hiç görmeyecekleri, kan bağı olmayan ama insan olduğu için yaşatma mücadelesini verdiklerine tanık olduk. Varoluş gereği önce hayatta kalmalıyım prensibinin, sağlık çalışanlarında tam tersi önce hayatta tutmalıyım şeklinde çalıştığını gördük.

Artık yorulduk, bıktık, üzüldük, hastalandık, canlarımızı kaybettik.

Ama hayat devam ediyor, pandemi sürecinin bizden aldıkları kadar hatırlattıklarıyla da yaşam yolculuğuna devam etmek zorundayız. Paylaşan, yardımlaşan, empati ve sevgiyle yaklaşan; çevre dostu, doğaya saygılı, tüm canlıların yaşam hakkını koruyabilen, küçük şeylerle mutlu olmayı başarabilen, kendisi için istediğini başkaları için de isteyebilen, para ve güç peşinde olmak yerine hayatın anlamının peşinde olan insan olmak… Kısaca iyi insan olarak devam etmek yaşamaya.

 2021 bu kadar yaklaşmışken tüm dünya için “Rahat nefes alalım, özgür olalım, sağlıkla ve sevdiklerimizle kalalım” dileğini tutuyorum.

3 Replies to “Güle Güle 2020

  1. Yüreğine, ellerine, kalemine sağlık çok güzel bir yazı sabırsızlıkla yazacaklarının takipçisi olucam
    👍👍👍👏👏👏

  2. “Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında.”
    Franz KAFKA

    1. Nedir ki hayat…. sadece bir soluk. Hediye edilen nefesi hakkını vererek yüreğimizden geldiğince soluyabilmek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir