Olumlu Kanser Hikayeleri | Benim Hikayem – 2

“Ülkemizde her 4 kadın kanserinden birinin meme kanseri olduğunu ve bir yıl içinde yaklaşık 18.000 kadına meme kanseri teşhisi konulduğunu biliyor musunuz?”

Meme Kanseri risk faktörlerini taşımıyordum. Ama…

Dedim ya insan kendine konduramıyor işte. Aniden beynimde bir düşünce fırtınası ve yaratıcı gerekçeler üreten birçok fikir oluştu. Her bir tezim diğer tezimle çarpışıyor, kafamın içi savaş alanına dönüyordu. Meme kanseri risk faktörleri tek tek aklımdan geçiyor kendi kendime değerlendirme yapıyordum: hareketli bir yaşamım var, aşırı kilolu da değilim, doğum yaptım ve iki çocuğumu da en az iki yıl emzirdim. Olamaz! Hayır. Ailemde özellikle annem ve teyzemde böyle bir hastalık yaşanmamıştı. Bende de olma ihtimali bilimsel olarak çok azdı. Üstelik 10 yılı aşkın bir süredir sigaraya da veda etmiştim, bunu da eleyelim diye düşündüm. Alkol kullanma alışkanlığım zaten yok… Yıllardır doğal beslenmeye çalışıyoruz. Yediğimiz meyve sebze, tarım ilacı ya da başka bir katkı yapılmadan bahçemizde yetişiyor, bu da meme kanserine yakalanma riskimi azaltıyor. Düşüncelerim şimşekler gibi çakıyor sonra sönüyordu. O gün tüm bunları tekrar tekrar düşünerek kötü bir şey olmadığına ikna ettim kendimi. Tüm bu düşünceler sol koltukaltına yakın bölgede hissettiğim kitlenin şokuyla belirmişti.

Bence meme kanseri riskim yoktu ama çakıl taşı gibi sert, bilye büyüklüğünde, hafif ağrılı ve hiç yerinden hareket etmeyen yeni arkadaş vardı artık hayatımda. İyi mi, kötü mü? Bilinmez. Yeni tanışmıştık kendisiyle, bakalım nereye kadar bana eşlik edecekti bilmiyorum. Hissettiğim kitle sertti evet ama ağrı vardı. Genelde kanser kitleleri ağrısız olur diye düşündüm. “Fazla abartıyorum, hastalık hastası mı oldum ne!”, diye düşünerek kafamdaki şüphe defterini kapattım. Belki sizler de benim gibi sağlık sorunlarınız olduğunda; geçiştirme, yok sayma, mazeret üretme, görmezden gelme gibi savunma mekanizmaları geliştirmişsinizdir.  Nedeni korku mu, yoksa hayatın değişeceği endişesi mi, kim bilir?

Meme kanseri tanısına doğru…

Bu arada hayat normal devam ediyor tabi ki; iş hayatı yoğun ve tempolu, koşturmaca dolu günler, evin telaşlı işleri, her yere yetmeye çalışarak yoğun akan günler… İyi de oluyordu bence. Böylece kendimi dinlememiş oluyordum. 2-3 haftayı kendimce geçiştirdim, kimseyle paylaşamadım, aslında paylaşmak istemedim. Olumlu da olsa duyacağım her yorum beni huzursuz edecek gibi geliyordu. İçimde yeni bir telkin süreci başlamıştı. “Takma kafana yaş 44, nedeni mutlaka hormonal”, diyen bir ses, bir avuntu başlamıştı.

Ama varlığını inkâr ettiğim arkadaş, içten içe sızı şeklinde, sanki ince ince bana sesleniyor, kendini tekrar belli etmeye çalışıyordu. Çekilme şeklinde ve gittikçe artan ağrı gidip geliyordu. Ne zaman ki ağrı artık geçmez oldu işte o zaman sebebi ne olursa olsun harekete geçmeye karar verdim. “Ah! Ağrı ne güzel hediyesin, ne büyük nimetsin sen”. Mecburen harekete geçiren bir işaret fişeği gibi.

İkinci bir görüş almak güvende hissettiriyor

Aslında 4 yıl önce ilk mammografimi çektirmiştim. Sonuç, muhtemelen iyi huylu ama düzenli kontrollerle takip edilmesi gereken kitleler için kullanılan brads 3 olarak raporlanmıştı. 6 ay sonra kontrol muayenesi önerilmişti. Fakat önemsememiş, zaman ayıramamış, sürekli ertelemiş ve bugüne kadar geciktirmiştim. Ne acelesi vardı dimi?

Klinik muayene, mammografi derken ultrason çekimi de yapıldı. Çıkan sonuçlara hızlıca göz attım. Siz de bilirsiniz aldığınız sonuç raporunda koyu renkli yazılmamışsa, dikkat çekici, değişim gibi ifadeler bulunmuyorsa iyimser düşünürsünüz. “Oh! Sonuç temiz,  her şey yolunda, rahatladım” derken doktorun değerlendirmesi farklı ve şüphe uyandırıcı oldu. Ultrason raporundaki “kenarları düzensiz kitle” ifadesini göstererek “biz bu tarz kitleleri pek sevmeyiz 3 ay sonra biyopsi yapalım”, dedi. O an uğultular içindeki hastane koridorunda yüreğime düşen ateşin yakıcı sıcaklığını hissetmiştim.

“Neden 3 ay sonra, ne değişecekti? Madem öyle şimdi neden yapılmıyor” düşünceleriyle meşgul olurken ikinci bir görüş almaya karar verdim. Bu her zaman insana iyi geliyor, hem durumu kabul ediyor, hem de sürecin güvende işlediğini hissediyorsun. Sonradan; belki, keşke ya da bir acaba demiyorsun.

Yeni arkadaşımın artık bir adı var: Meme kanseri

İkinci görüş aldığım cerrahi onkoloğu kenarları kalın duvarlı kitle bulgusuyla hemen ultrasona yönlendirdi. O an kanserin soğuk yüzüne çok yaklaştığımı anlamıştım. Radyoloji uzmanının “malign kanlanma özelliği gösteren brads 5” dediği an artık arkadaşın bir adı vardı: Kanser. Malign ifadesini duyduğumda; midem bulandı, başım döndü, nefesim daraldı, dünya o kadar küçüktü ki ben içine sığamıyordum sanki. Sonra içimde bir acı, bir yenilmişlik duygusu belirdi… Kendisi zor bir arkadaştı ama zorla mücadele etmekten başka bir çare var mıydı ki?

Benim gibi damdan düşen biri yok mu? Konuşmak istiyorum!

Şimdi bu kötü haberi sevdiklerinizle paylaşmak zorundasınız. Keşke hiç kimsenin haberi olmadan, sessizce kendiniz başarabilseniz, bu durumla baş etmeyi. Ama desteksiz olmuyor. Kötü haberi eşimle paylaştığımda yüzü kireç gibi olmuştu. Gözlerindeki çaresizliği ise hiç unutamam. O gün hastanede arkadaşım Handan, Nilüfer abla ve Dr. Muhsin Bey bana ve eşime çok destek oldular. Dr. Muhsin Bey, eşinin meme kanseri öyküsünü anlatmıştı. Aynı kaderi paylaşan başka kadınların hikâyelerini de dinledim. Böyle durumlarda Nasrettin hoca misali kendisi gibi damdan düşenle konuşmak iyi geliyor insana.

Fakat yol haritamızı alanında uzman hekimlerin önerilerini alarak çizdik. Doğru kişilerden bilinçli destek aldığınızda gerçekten kafanızdaki kargaşa ve bilinmezliğe ilişkin korku azaltıyor.

Kesin tanı için ilk adımı atıyorum

Kesin tanı için ultrason eşliğinde tru cut (kesici iğne biyopsi) yapıldı. Doktorunuz size uygun olan yöntemi öneriyor. Uygulamada ince iğne biyopsisi, kesici iğne biyopsisi, vakum biyopsisi ya da cerrahi biyopsi yapılabilmekte. Hekim ve hasta işbirliğiyle en uygun karar veriliyor. Tüm tanı ve tedavi sürecinde mutlaka doktorunuzdan bilgi alın. Seçilen yöntemin olumlu ve olumsuz yönlerini sorun; yan etkileri, yaşamınızı değiştirecek durumlar, ekonomik yükü, duygusal yükü…

Patoloji raporuyla birlikte arkadaşımın özelliklerini öğreniyorum

Alınan örneğin patoloji raporu, duruma göre değişmekle birlikte, bir hafta veya 10 gün içinde çıkıyor. Sonuç hakkında görüşürken, aptalca ya da çok mu basit olur, bu da sorulur mu demeden aklınıza takılan her şeyi doktorunuza sormanızı öneririm. Hastalığınızın adını, tümörünüzün özelliklerini, evresini öğrenin mesela. Bazı tümörler oluştukları alanla sınırlı kalabiliyor iken bazıları yayılma özelliği gösterebiliyor. “Tümör kaçıncı evrede?”, “Lenflere yayılım yapmış mı?”, “Yapmışsa bu tedavi sürecini nasıl etkileyecek?”, “Hormon pozitif mi? Eğer pozitifse bu iyi bir şey mi? “, “HER2 değerlendirmesi nedir?” gibi birçok sorunun cevabı hastalığınızı daha iyi öğrenmenizi ve tedavi sürecini kavramınızı kolaylaştırıyor.

Doktorumla görüşme sırasında kendimi yakın hissettiğim birinin yanımda olması beni rahatlatıyor

Doktorunuzla görüşmeye giderken eşiniz/arkadaşınız/yakınınızın size eşlik etmesini öneririm. Konuşma esnasında tedavinin hayatınızı nasıl değiştireceğine takılıp, yoğunlaşan duygu yükünüzden dolayı konuşulanları kaçırabiliyor, anlamakta güçlük çekebiliyor ya da unutabiliyorsunuz. Gitmeden önce doktora soracaklarınızı not edebilirsiniz. Böylece “Tüh unuttum! Şunu da sorsaydım keşke” demeden, önceden görüşmeye de kendinizi hazırlamış olursunuz. Görüşme sırasında doktorun cevaplarını ya da verdiği bilgileri yakınınızın not etmesini isteyebilirsiniz. Böylece doktorunuza aklınıza takılanları sormanız, anladıklarınızı kendi cümlelerinizle ifade ederek teyit ettirmeniz daha kolay oluyor.

Yakınlarıma kanser olduğumu söylediğim de nasıl tepki verecekler?

Sizi zorlu ve sabır gerektiren bir süreç bekliyor olabilir. Fakat bu süreci tek başınıza göğüslemek zorunda değilsiniz, yalnız değilsiniz, aileniz var. Bu arada aile demişken can bağı olan herkesten bahsediyorum; anneniz, babanız, kardeşiniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız ya da sizin için can bağı kurduğunuz kimse… Peki onlara bu durumu nasıl söyleyeceksiniz? Şimdiye kadar hep güçlü göründünüz ve ailenin temel direği oldunuz. Ama artık onların desteğine ihtiyacınız var. Herkes ilk duyduğunda farklı tepki verebilir. Kimisi inkâr eder duymazdan gelir, kimisi hiçbir şey yokmuş davranır, kimisi yersiz şakalar yaparak moral verir, kimisi ağlar. Bazen en sevdiğiniz arkadaşlarınızın size telefon edemediklerini, ne diyeceklerini ve nasıl davranacaklarını bilemediklerini görüyorsunuz. Üzüntünün yansıması olan bu davranışlar kısa süre sonra yerini kendiliğinden destek sürecine bırakıyor ve herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor.

Kanser olduğumu nasıl kabulleneceğim?

Önce inkâr ediyorsunuz içten içe. Sonra öfkeleniyorsunuz; kadere, sevdiklerinize, kendinize. Nerde yanlış yaptığınızı sorguluyorsunuz, nerde haksızlık yaptınız acaba kendinize. Sevdiklerinizin üzülmesine sebep olduğunuz için, yük olmaktan korktuğunuz için suçluluk duyuyorsunuz bazen. Korkuyorsunuz bir taraftan; bilinmeyen bir yol, tedavi süreci, ekonomik zorlukları, eskisi gibi her şeye yetememekten ya da sevdiklerinizi geride bırakmaktan… Üzüntü, stres, depresyon karışımı duygular içinde gidip geliyorsunuz.

Kanseri kabullenmemi kolaylaştıran her şeye ve herkese teşekkür ediyorum

Siz kanser olan tek kişi değilsiniz, olamayacaksınız da. Sizin gibi mücadele eden ne kadar çok hasta ve yakınları olduğunu görüyorsunuz. İşte artık siz de onlardan birisiniz ve artık bu doğalınız oluyor.

Geçmişte kanser tedavisi görmüş hayatı devam eden, yaşam sevinciyle dolu olanlarla sohbet ediyorsunuz. Lösemi olan çocukların kanserle mücadelesini hatırlıyorsunuz. En önemlisi de size destek olan eşiniz, çocuklarınız, aileniz ve arkadaşlarınız var. Kabullendikten sonra bir umut doluyor içiniz. Zaman zaman sizi anlamadıklarını düşünseniz bile sevdiklerinizle zaman geçirmek, konuşmak size iyi geliyor. Kendinizi nerede, nasıl iyi hissediyorsanız onu yapın. Kiminle zaman geçirmek istiyorsanız, bu arkadaşınız, aileniz, sizin gibi tanı alanlar ya da psikoloğunuz olabilir, onunla duygularınızı paylaşın.

Tedavi süreci başlamadan önce yapmaktan zevk aldığım uğraşılarımı planlıyorum

Tedavi sürecinde kendinizle vakit geçirmek için bol bol zamanınız olacak. Şimdiden yapılacaklar listesi çıkarabilirsiniz. Yarım kalan projelerinizi tamamlamak için plan yapabilir, izlemek istediğiniz filmlerin ve okuyacağınız kitapların listesini yapabilirsiniz. Günlük tutma, şiir yazma, yemek tariflerinden oluşan defter tutma gibi etkinlikler yapabilirsiniz. Uğraşmaktan zevk alacağınız bir hobiniz olabilir. Bir blog bile açabilirsiniz, sizin gibi aynı hikâyeyi paylaşanlara rehber olabilirsiniz. İlgi duyduğunuz konularda videolar çekebilir, canınız isterse bunları paylaşabilirsiniz. Ama fırsat buldukça gezmeyi de ihmal etmeyin derim. Bir program yapın. Şimdiye kadar gitmeye fırsatınızın olmadığı ama merak ettiğiniz yerleri belirleyin. Çok uzaklara gitmenize gerek yok, çoğu zaman. En yakınınızdaki doğa ananın kucağında olmak bile huzur veriyor.

Güvenilir kaynaklardan bilgi alarak yoluma devam ediyorum

Tanı aldıktan sonra hastalığım hakkında doğru ve güvenilir kaynaklardan bilgi aldım. Asılsız yorumlara, sohbetlere kulaklarımı tıkadım. Yalan yanlış kaynaklarda boş yere zaman geçirmedim. Bilgi alacaksam doktorumdan ve sağlıkçı arkadaşlarımdan aldım. Adı kanser olan bu arkadaşımla tanışır tanışmaz www.kanser.org, www.hsgm.gov.tr , www.kanserledans.org, https://www.kansersavascilari.org, pembe izler olarak da bilinen https://www.kadinkanserleridernegi.org sitelerinden aldığım bilgilerden ve aynı hikâyeyi paylaşan kadınların başarı öykülerinden feyz alarak yoluma devam ettim.

Gece ne kadar uzun olsa da güneş, yine de doğacaktır. (Afrika Atasözü)

Faydalanabileceğiniz kaynaklar:

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir