Renklerin iyileştirici gücüyle çini sanatı

Çiniyle nasıl tanıştım?

Tedavi sürecim yeni planlanmıştı. Önce ameliyat olacaktım ardından yirmi bir günde bir üç kür kemoterapi alıp üç hafta aradan sonra radyoterapiye başlayacaktım. Haftalık kemoterapi kürleri ise yaklaşık üç ay sürecekti. Beni ve sevdiklerimi uzun ve meşakkatli bir yolculuk bekliyordu. Bu süreci alıştığımın dışında sakin ve biraz da yalıtılmış geçirecektim.  İş hayatına ara verecektim. Yaşam telaşının dışında kalıp evde daha fazla zaman geçirmek zorunda kalacaktım.

“Ben şimdi ne yapacağım?” diye sordum kendime. Sanki koskoca bir boşluğa düşmüştüm. Kafamın içinde ise cevaplarını bulamadığım, beni korkutan sorular dönüp duruyordu: “En çok ne yapmak istersin?”,  “Neyi yapmaktan hoşlanırsın?”,  “Nasıl mutlu olursun?”,  “Neyi seversin?” sorularına verecek cevap bulamıyordum. Sevdiğim şeyleri mi yapmıştım ömrüm boyunca, yoksa yapmak zorunda olduklarımı sevdiğimi mi sanmıştım bilmiyorum.

Bana ne iyi gelir? Evet, buldum, bir hobi! Bir hobisi olmalı insanın diye düşündüm. Hatta onu her yere götürebilmeli, arkadaşı gibi: eve, işe, tatile… Koparmalı insanı bütün bağlarından özgürlüğü onunla kucaklayabilmeli. En güzeli de nedir bilir misiniz? Kafanızın içindeki gürültülerden kurtarıp dış dünyadan soyutlar, kendine çeker sizi. Hobinizle sadece mutlu olduğunuz için uğraşırsınız, fazla bir beklentiniz de olmaz kendinizden. Keskin ve belirli kuralları yoktur; kuralları siz koyar,  içinizden, ruhunuzdan geleni yansıtırsınız ona. Başarılı olmak zorunda olmadığınız için sınırlarınızı yaratıcılığınız çizer, beğenilmeme kaygısı da taşımazsınız. Kısacası onunla iyisinizdir…

Yaşamın yoğunluğu içinde ilgi duyduğum alanlara yeterli zaman ayıramamıştım. İçimde hep bir ukde kalmıştı. “Haydi şimdi! Al sana fırsat!” dedi içimden bir ses. O günlerde kitle ameliyatını yeni olmuştum. Ankara’dan kardeşim ziyaretime gelmişti, elinde bir poşetle. Ameliyat sonrası hala sol kolumu yeterince kullanamıyor biraz da canım yanıyordu. “Sana bak ne getirdim” dedi. Poşetin içinden beyaz, alçıya benzer kare şeklinde bir malzeme (daha sonra öğreniyorum ki ona bisküvi deniyormuş); mavi, yeşil, kırmızı, siyah boya tüpleri; üzerine desen işlenmiş olan birkaç parşömen; bir tane de fırça çıktı. Arkadaşı Anı, desenleri göndermişti. Anı’nın çini çalışmalarını Instagram’dan gösterdiğinde çok etkilenmiştim. Beni heveslendirmek için: ”Senin resim yeteneğin vardı, yapabilirsin, haydi başla.” dedi.

Doğaçlama bir desen çizerek, hiçbir şey bilmediğim halde o gece başladım. Büyük bir gayretle ve ara vermeden boyadım. Bitirinceye kadar gözüme uyku girmedi, coşkuyla karışık bir mutluluk vermişti bana. Sonuç: Eh işte fena değildi. Ama öylesine keyif almıştım ki, ona yoğunlaştığımda ağrılarımı bile unutmuştum. Böylece bana yüklediği muhteşem duygularla çininin büyülü dünyasına ilk adımımı atmış oldum.

Daha yolun başındaydım, yavaş yavaş emekleyerek ilerleyecektim

Çini sanatını azimle araştıracak, öğrenecek, bilgiyle yola çıkacaktım. Kim bilir belki ileride İznik ve Kütahya’daki çini ustalarıyla da tanışacaktım. Daha yolun başındaydım, yavaş yavaş emekleyerek ilerleyecektim. O günlerde çini kursuna gidip bir ustadan öğrenme şansım da yoktu ama tedavi bitince mutlaka kursa gitmeyi planlıyordum. Çünkü kemoterapiye bağlı olarak bağışıklık sistemim baskılanmış, enfeksiyonlara yakalanma riskim artmıştı. Olsun! Evde yapabildiğim kadarıyla onunla zaman geçirmek beni rahatlatıyordu. Üstelik tedavi aldıktan sonra birkaç gün devam eden yoğun mide bulantısı ile başa çıkmama yardımcı oluyordu. Reçete edilen bulantı kesici ilaçlara ihtiyaç duymadan dört beş saat başından kalkmadan çini boyamaya dalıyordum. Her şeyi unutarak renklerin dünyasında kayboluyordum.

Bu sanatın incelikleri ve püf noktalarına dair bir çok bilgi edindim

Bu arada, http://megep.meb.gov.tr/ başta olmak üzere birçok siteyi ziyaret ettim. İnternetteki çini gruplarına üye oldum ve birçok sanatçının Youtube videolarını izledim. Bu sanatın incelikleri ve püf noktalarına dair birçok bilgi edindim. Çini sanatı geçmişi, renkleri, motifleri ve ustalarıyla engin bir denizdi. Türklerde Karahanlılar zamanında başlayıp Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemine kadar gelmiş; bu işe yıllarını, ömrünü veren ustaların teknikleriyle halen devam eden kadim bir süsleme sanatıydı. Çeşitli teknikleri vardı, sır altı tekniği bana en cazip gelen teknik olmuştu. Bu teknikte ürününüzü asıl gösteren, göz alıcı yapan boyama sonrası işin ehli ustalar tarafından yapılan sırlama ve yüksek dereceli fırınlarda pişirme işlemiydi. Bu konu hassasiyet, dikkat ve tecrübe gerektiriyordu.

Tarifi imkânsız bir zevk: Tahrir

Elimdeki malzemelerle işe koyulduğumda en keyif aldığım aşama, tahrir aşaması olmuştur. Tarifi imkânsız bir zevktir. Deseninizin konturlarında fırça ve boya yardımıyla seyahat etmek… Serçe parmağınızı zemine sabitleyerek fırçaya hareket verirsiniz. Fırçayı dik tutarken motifin özelliğine göre desenin konturlarını takip edersiniz. Fırçayı bazen bastırarak, bazen hafif kaldırarak çizgilerinize nüans ve derinlik verirsiniz. Bir süre sonra fırça, elinizde dans eder gibi kayar gider. İradeniz kaybolmuştur artık parmak uçlarınızda… Fırçanız çizgiler üzerinde kendi hareket eder olmuştur adeta. Dörtnala giden bir atın peşinde koştururcasına sürükler sizi fırçanın ucu. Bazen ince, bazen kalın çizer; işte bir kıvrım; yeniden keskin bir hat derken bakarsınız tahrir bitmiş.

Ne renkler, ne büyülü renkler onlar…

Şimdi sıra desen içlerini boyamaya geldi. Diğer bir keyifli aşama: Hangi renkleri seçmeli? İster klasik, ister modern olsun içinizden geldiği gibi olsun seçiminiz. Renkleri dengeli kullanmak isterseniz renk bilgisi konusundaki kaynakları karıştırdıktan sonra da karar verebilirsiniz.

Sır öncesi

Ne renkler, ne büyülü renkler onlar… Her birinin ayrı bir dili var sizinle sohbet eden. Kobalt: pembe ve siyah… Kobalt, çiniyi çini yapan en asil renk bence. Hele sır sonrası görmelisiniz onu, âşık olursunuz pırıltısına… Ama özenli olmalısınız boyarken. Sevgiyle boyamalı, küstürmemelisiniz onu; ancak o zaman sır sonrası yüzünüzü güldürür. Kırmızı: bayrak kırmızısı, koyu kırmızı, mercan rengi; enerji ve coşku veriyor… Kırmızı boyamak ayrıcalık ister. Yoğun boyamalı, kabarık görünmeli, gerekirse birkaç kat atarsınız. Boyamada kırmızıyı en sona bırakırsınız (çininin assolisti diyorum ona), sır sonrası cazibesiyle baştan çıkarır sizi. Huzur veren yeşil: açık yeşil, yaprak yeşili, petrol yeşili, İznik yeşili (turkuaz)… En nadide renklerden birisi de İznik yeşili; sır sonrası sizi şaşırtmasın turkuaz rengi ile. Zem mavisi, şifacı renk diyorum ona. Sarı: açık sarı, koyu sarı; uyumun rengi… Daha ne şahane renkler var çinide, üzerinde saatlerce yazılabilecek…

Renklerin iyileştirici gücü

sırlama sonrası

Renklerin her biri ayrı bir yara bandı gibidir. Yüreğinizdeki, ruhunuzdaki, gönlünüzdeki her yaraya iyi gelen farklı bir renk vardır. Boyarken renklerle kurduğunuz göz teması sırasında onların enerjisinin size aktığını hissedersiniz. Renklerin kucağında adeta şifa bulursunuz. İşte, renklerin bu gücüyle iyileştiğime inanıyorum.

O zamanlar çiniyle tanıştım, şimdi çini aşkıyla yaşıyorum. Ama her şey gibi onu paylaştıkça mutlu oluyorsunuz. Öyle bir şey ki akıl sır ermez. Dışarıdan gözlemleyene anlamsız gelebilir sizin çiniyle kurduğunuz bağ.  Boyadığınız obje sırla birlikte yaşam bulduğunda saatlerce onu izlemek istersiniz. Yakından, uzaktan, biraz daha uzaktan, yandan, ışık altında, konsol üstünde derken aklınıza gelebilecek her şekilde izlersiniz onu. Yetmezmiş gibi bir de sevdiklerinizle bakarsınız dakikalarca bu objeye; saadet içinde ve hayranlıkla.

Böyle bir şey işte çini aşkı, adeta delilik gibi bir şey… Birazcık deliliğin kimseye zararı olmaz sanırım ne dersiniz?

Eğer siz de çini sanatının büyülü dünyasına girmek isterseniz bundan sonraki yazılarımda buluşmak üzere hoşça kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir